23 Ekim 2008 Perşembe

ELMALI MISIR GEVREKLİ TOPLAR



Buruşuk yüzlerindeki ifade beni çoktan huzursuz etmeye başlamıştı ya bu halleriyle de kim razı gelecekti onlara meçhul ...

Olduğu gibi bende razı olmadım ama gönlümde onları terkedip hepten çürümeye bırakmaya razı gelmedi ...

Üç müydü beş miydi bilmem önce bir güzel saf suyla ferahlattım.Sonrası da malum buruşmuş tenlerini sıyırdım attım üzerlerinden.Kararlıydım şu an ki hallerinden çok daha güzel bir görünüm ve lezzet katacaktım onlara..

Rendeledim , varoluşlarındaki minicik hale getirdim yeniden..

Göz kararıydı ya herşey ; tarçın , kakao , pudra şekeri de karınca kararınca eşlik etti bana.

Yine bayadır olsa gerek el sürülmemiş sade mısır gevrekleri ve paşazadenin sabah kahvaltıları için hali hazırda bekletilen bebe bisküvileri ufalanarak katıldı bu baştan yarat oyunuma..

Rendelenmiş elmalar çiğden çekti suyunu tüm bu harmanla.

Top top yuvarlandı , allandı pullandı , buzdolabında dinlendirildi ve sunuldu canı tatlı bişeyler çeken tüm ahaliye ...............


ULUSLARARASI ARKADAŞLIK ÖDÜLÜ/FRİENDSHİP AROUND WORLD AWARD


Önce sevgili Eda , ardından sevgili Butterfly ve son olarakta muhterem ruhikizim tarafından ödüllendirilmişim.Her birine bu özel ödülün dağıtımı sırasında akıllarına geldiğim için ayrı ayrı teşekkür ederim..

Ödülün diğer bloglara paslanması sıra ile gitmediği , herkes birden fazla kişiden alıp daha fazla kişiye gönderdiği için kim ödül almış kim almamış biraz karışmış..

Dolayısıyla benim ödülüm ; Herhangi bir zamanda Bloggera üye olup emeğini ve yüreğini bizimle paylaşan tüm samimi dostlara gitsin ve kendini böyle gören herkes üstüne alınsın lütfen ....

20 Ekim 2008 Pazartesi

VİCDANIMIN ; BAKIRKÖY - ESENLER ARASI


Ağırlık çöküyor yavaş yavaş , boynum başımı tutmakta zorlanıyor..Direniyorum , direncim gözlerime yetmiyor..Biri kapanıyor , diğerini açık tutmak için zorluyorum kendimi..Ya durağı kaçırırsam ??

Bambaşka hayatların izini taşıyor , gözümün önünden yavaşça akıp giden yol ile aramdaki puslu cam.Kiminin el kiminin saç kiminin yanak izi , kiminin alın lekesi…Lekenin altındaki hayat hikayesi …Kadını erkeği , çoluğu çocuğu , işsizi avaresi , evlisi bekarı , aşığı yalnızı , mutlusu üzgünü , genci yaşlısı , acısı ve tatlısı….Düşündükçe direncim azalıyor…..


Ha bir gayret başımı kaldırıyorum , azıcık diğer insanları seyredersem açılırım diyorum.Ayakta güç bela tutunan yaşlı bir adamın lacivert düğmelerine takılıyor gözüm , istem dışı hemen başımı çeviriyorum ters yöne..


Sadece birkaç saniye sonra , göz göze gelseydik kalkmak ve yer vermek zorunda kalacaktım diye geçiriyorum içimden.Utanıyorum….Oturduğum yere mıhlanmış kendimden utanıyorum ; halbuki toplu taşıma araçlarında epeyce yaşlısını , hamilesini , küçük çocuklusunu gördüm müydü ilk ben yer verirdim ya kalkamıyorum yerimden…Üzerimdeki şeytani ağırlık hepten çullanıyor.


İki üç dakika sonra yanımdaki kızcağız kalkıp lacivert düğmeli yaşlı adama yer veriyor.Oturur oturmaz yüzündeki tonton dede gülümsemesi ile ;


- Yanına bir dede otursun ister misin ?

- Efendim ?

- Yanına yaşlı bir dede otursun ister misin ?

- Tabii ki , rica ederim , buyrun …

Başımı tekrar cama çevirip düşünüyorum ; kesin onu görmezden geldiğimi gördü !!

- Esenler’e gidiyor mu bu ?

- Evet gidiyor..

Vicdanımı sızlatmak istercesine dirseği ile beni dürterek devam ediyor ;

- Oralı mısın ?

- Efendim …

- Orda mı oturuyorsun ?

- Yok , hayır..Esenler’e gelmeden ineceğim.

- Buralarda mı çalışıyorsun ?

- Evet..


Sesim kısılıyor , çatallanıyor , yaşlı ve tonton bu adamla konuşurken esmer kır saçlı kırklarında yakışıklı bir adamla konusurcasına tutuklanıyor dilim………


Minibüs hareket edeli daha on dakika olmasına ve minibüsün Esenler’e varmasına aşağı yukarı kırk beş dakika olmasına rağmen , lacivert düğmeli tonton adam sessizce yanımdan kalkıyor.Kapıya doğru yanaşırken arkasından bakıyorum , aniden vicdanıma oturduğu gibi aniden iniyor minibüsten.Daha Esenler’e çok vardı diye geçiriyorum içimden…….


Lacivert düğmeli tonton adamın vicdanıma koyup kaçtığı yumrukla öyle bir mücadeleye girmişim ki ; daha bende anısı tazecikken boşalan yerine hamile bir kadın güç bela atıyor kendini……


Görmedim bu sefer gerçekten görmedim , görseydim size muhakkak yer verirdim demeye yelteniyorum ama dilim hala tutuklu………………………………………..


****


Yazının ruhikizimce ana fikri ;

VİCDAN KİŞİSEL BENCİLLİĞİMİZİN DÜRÜSTLÜK ÖLÇÜSÜDÜR.



************


13 Ekim 2008 Pazartesi

VİŞNE GLAZÜRLÜ KEK


Yarabbim sen büyüksün
Yarabbim sen görürsün
Durdur kilo alımını
Ah şu kadınlar gülsün

Şimdi kek zamanıdır kek mutfağın baştacıdır
Bırak kilo alalım vişneli sos keke yakışandır
Şimdi kek zamanıdır kek mutfağın baştacıdır
Bırak kilo alalım damağımda kek vardırrrrrr

Glazürüm bir acaip olunca soğuyan kek soslanınca
Vişne çikolu keke kavuşunca ahh yemesi ne güzel
Glazürüm bir acaip olunca soğuyan kek soslanınca
Vişne çikolu keke kavuşunca ahh yemesi ne güzel !! yemesi ne güüüzeellllll !!!!!!!!


*****

MALZEMELER ;

3 adet yumurta
1 su bardağı toz şeker
1 su bardağı sıvıyağ
1 su bardağı süt
1 paket kabartma tozu
2 çorba kaşığı kakao
2 su bardağı damla çikolata
Aldığı kadar un


SOSU için ;

1,5 su bardağı süt
1 çorba kaşığı un
1 çorba kaşığı nişasta
2 çorba kaşığı toz şeker
4-5 çorba kaşığı vişne reçeli

***

Yumurta ve şekeri , şeker eriyinceye kadar çırpıyoruz.

Süt , sıvıyağ ve kakaoyu ekleyip çırptıktan sonra standart kek kıvamında alabildiği kadar unu ve kabartma tozunu ekleyip homojen bir karışım elde edene kadar çırpıyoruz.

Damla çikolatalarımızı da ekleyip tahta kaşıkla karıştırdıktan sonra yağlanmış kalıba aktardığımız harcı , önceden ısıtılmış 170 derecede fırınlıyoruz.

Sosu hazırlamak için süt , şeker , un ve nişastayı çırpma teli yardımı ile kaynayana kadar karıştırarak pişiriyoruz.Kaynayan sosun altını kapattıktan sonra vişne reçelimizi ilave edip , karıştırarak soğutuyoruz.

Soğuyan kekimizin üstüne ılık sosumuzu döküp 1 saat dinlendirdikten sonra afiyetle tüketiyoruz.

09 Ekim 2008 Perşembe

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ ...



Kader mi ağlarını örmüştü yoksa onlar mı kaderin ipi şişiydi.Kısacık bir şiirle mi başlamıştı gerçekten her şey yoksa zaten birbirleri için mi yaratılmışlardı.Zaman birbirine tam zıt karakterde ve aynı oğlak burcu özelliklerinde bir erkek ve bir kadın için mi durmuştu tam 7 yıl önce…

Onlar bu hikayeyi kendileri mi yazmışlardı? Yoksa yazılmışı mı oynadılar kendilerine?

…………........

Kadın kendini bildi bileli ilk defa böylesine vurulmuştu bir erkeğe.Belki de ilk defa bu kadar çok sevildiği yada sevildiği hissettirildiği , yaşatıldığı içindi.İlk defa bir erkeğin yanında kendisi gibiydi , olduğu gibi kendisiydi, uyum sağlamak zorunda kalmadan uymuştu.İçindeki çocuk ilk defa kendini gizlemeden gün yüzüne çıkmıştı.Adını da unutmuştu geçmişte kalanların , hatıralarını da……………………

Korkular…

Kaçışlar…

Tereddütler…

Ayrılıklar…

Kavgalar…

Olmazlarla dolu , bir o kadarda gerçek bir aşk yaşadılar 3 yıl boyunca..

O iniş çıkışlarla dolu 3 yılın sonrasında ant içmişler bir imza karşılığında birbirlerinin olmaya…

Şimdi ise o kara kaplı ve hikayelerle dolu deftere imza atışlarının 4.yılı bitiyor ; onlar hala mutlu , hala birbirinin , hala aşık …………………

Ve kadın , yüzündeki çocuksu tebessümle ; bu hikaye ömür boyu sürsün diliyor..


.................................................................

" resim internetten alıntıdır "




06 Ekim 2008 Pazartesi

BAYRAMLIK BAKLAVA

* resim internetten alıntıdır


HER HATIRANIN BİR KOKUSU , HER KOKUNUN BİR HATIRASI VAR SİNEDE...

Dişimin arasında , dilimde damağımda kalmış kırıntısı tadı ; çocukluğumun bayramları….Halamın narin oyalı , ütülü minicik mendillerin içine sakladığı bayram harçlıklarımız…Arifeden dolabın kulbuna asılmış bayramlıklarımız…Her bayram sabahı babamın “ Dıngırıdın dıngırıdın !!! Sabah oldu uyanın !!! “ nakaratlı manisi…Bayram namazı dönüşü özenle hazırlanan kahvaltı sofrasında şekerle açılan “ Ramazan Bayramı “ orucu…Bayramlaşmalar ve ardından bayram ziyaretleri….

Adı belliye her gün bayram da bize değil ya ; her arifede her bayramda aynı tatlı telaş..

Gün be gün , yavaş yavaş eski değerlerini örf ve adetlerini yitirmeye dursun eski bayramlar , bizde yıllardır süregelen ve asla değerini kaybetmeyeceğini bildiğim tek bir adet

; bayramın ilk günü akşam yemeğine babaannem de toplanılır..Şeker bayramı , keşkek bayramıdır hala bana göre ; bayramın ilk günü akşam yemeğinde…Halamların kurduğu mükellef sofra akşamüstünden hazırlanır da gece yarısını kadar geleni gideni ağırlar durur , her gelene dövülür keşkek ; lokum gibi , mis gibi….

Bir tek o ilk günün sabahı ve gecesidir benim için bayram , telaşı tadı kokusu ile eski şeker bayramları gibi………………………..

Vesile olursa bu yazı , herkesin geçmiş “ Şeker Bayramı “ nı yürekten kutlarım…


CEVİZLİ BAKLAVA



Kendim açtım demeyi istermiydim bilmiyorum ama ilk baklava deneyimim ; Yu-Ka marka hazır baklava yufkası ile....

Bir anda torba içinde mutfak tezgahına eşim tarafından bırakılan 2 paket yufka ve ceviz ile başbaşa buldum kendimi..

Nedir , nasıldır , nasıl yapılır diye araştırmaya fırsat bulamadan mecburen yufka paketinin arkasındaki tarife uydum..

Acemilikten olsa gerek ilk tepsi dilimleri biraz !! büyük olmuş , ikinci tepsiyide susamla süsleyerek fantezi yaptım :)

Tarif vermeyeceğim ama bir daha yaparsam diye kulağıma küpe ettiklerimi paylaşacağım.


* 55-60 yufkalık 1 kg.luk paket için bir tepsi baklava yazıyor ama çok fazla kalın oluyor.

* Paketin üzerindeki şerbet tarifi 55-60 kat için yeteri kadar yoğun ve tatlı değil.

* Bir dahaki sefere 1 paketten 2 tepsi baklava yapıp , paketin üzerindeki şerbet tarifinide 2 katına çıkarıp 2 tepsi baklavaya paylaştıracağım.

* Kısa sürede tüketilmeyecekse fazla fazla yapmamakta fayda var çünkü bekledikçe hamurlaşıyor..



23 Eylül 2008 Salı

SÜNGER BOB MU , SÜNGER ŞEHMUZ MU ??!!XX

AŞKIN ADI " ARDA "

Bir varmış bir yokmuş , evvel zaman içinde " karpuz " zaman içinde bir küçücük kız çocuğu varmış ; bu küçük kız çocuğunun adı Purçoymuş....

Kendi hayal ülkesinde yaşar , yaşadıklarıyla mutlu olur hüzünlenir , evrenin ve ömrünün ona sunduklarıyla kaderini birleştirip , küçük taştan yollar yaparmış kendisine...Hergün dizdiği bu taşlardan birinin üzerinde durur ve tadını çıkara çıkara o günün getirdiklerini yaşar , taşa günü gömer , ertesi günde bir sonraki taşa geçermiş...

Gel zaman git zaman basıp geçtiği , günleri saydığı taşlar gittikçe çoğalmaya başlamış...

Durduğu taş alevden kor olmuş değil ayaklarını yüreğini yakmış cayır cayır en derinden...Sonradan öğrenmiş ki sevdaymış bu taşın adı ; kendi kendine dizdiği taştan yolun son basamağıymış burası..

Sevdayı öğrendiğinde ; artık taşları kendi yoluna değil sevdicekle birlikte " kendilerinin " yoluna dizmeye karar vermiş..Bir başınayken , bir başlarına aile olmaya yemin etmişler...

Purço , küçüklükten bilirmiş her ağacın bir mevsim meyve verdiğini ama bilmezmiş kendininde bir ağaç olduğunu , her mevsim meyve verebileceğini..Öğrenmiş..

İlk meyvesi düşmüş dalından...İşte o zaman sevdanın adı AŞK oluvermiş kendiliğinden..Kendi kendine dizdiği hiçbir taşta yaşamamış bundan güzelini , özelini ... O artık bir anneymiş , kutsalmış , yüreği evladına çarpanmış , gözünden sakınanmış , herkesten kıskananmış , canını verecek kadarmış , bundan gayri her taşın altına onu yazanmış , aşkının adını ARDA koyanmış.....

Zaman su olup akıvermiş , süt kokulu meyvesinin 3.yaşını kutlamış geçen hafta .. Masal bu ya ; bitmemiş , daha nice yaşlarını görebilmeyi dilemiş Purço taaa ki " O ersin muradına , biz çıkalım kerevetine " kadar ............



SÜNGER BOB'UN BABASI ; SÜNGER ŞEHMUZ !!

Efenimmmmm , karagözlü uzun boylu bu yakışıklıyı huzurlarınızda takdim ederim ; namı meşhur Sünger Bob'un babası Sünger Şehmuz !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Sevgili adaşımın yolundan giderek 30x30 luk kare çemberde pişirdiğim pandispanyayı kes-yapıştır yaparken ki göz orantım fazla kaçınca ve evde var sandığım mavi gıda boyasının aslında hiç olmadığını kaplama bitipte sıra gözleri oluşturmaya geldiğinde anlayınca " Madem öyle , gözler kara , gömlek cebine bi mendil iki kalem , al sana Bob'un babası Sünger Şehmuz " diyiverdim...



Pandispanyam yine garantili ve çok ama çok keyif aldığım bir lezzet..

Sevgili Müge'nin kakaolu yoğurtlu pandispanyası..

Tarifi aynen Müge'nin dilinden aktarıyorum ama muhakkak tarifi asıl sahibinde ziyaret edin derim , çok önemli püf noktaları ile beraber ayrıntıları yer almakta..


YOĞURTLU KAKAOLU PANDİSPANYA (24 cm'lik kalıp için)

Malzemeler

· 4 Adet Yumurta
· 4 Türk Kahvesi Fincanı Toz Şeker
· 3 Türk Kahvesi Fincanı Un
· 1 Türk Kahvesi Fincanı Yoğurt
· 2 Yemek Kaşığı Kakao
· 2 Yemek Kaşığı Sıvı Yağ
· 3 Yemek Kaşığı Kaynar Su
· 1 Paket Kabartma Tozu
· 1 Paket Vanilya


Pandispanya Yapılışı

· Yumurta aklarını cam bir kasede krem şanti kıvamına gelinceye kadar çırpın.
· Ayrı bir kasede yumurta sarılarını, şeker ve kaynar su ile şeker eriyinceye kadar yaklaşık 6-7 dk. çırpın.
· Toz malzemeleri birlikte eleyin, yumurta akları ve sarıları ile birleştirerek çok az daha çırpın.
· Yağlanmış ve unlanmış kalıba dökerek, önceden ısıtılmış 180 derece fırında yaklaşık 30-35 dk. batırdığınız kürdan temiz çıkıncaya kadar pişirin.

*****

Bu sefer kendisininde tavsiyesi ile ölçüyü 2 katına çıkararak hazırladığım pandispanyayı 30x30 luk kare çemberde pişirdim ve soğuduktan sonra göz kararı karenin bir tarafını boylu boyunca kesip alta monteleyerek dikdörtgen elde ettikten sonra pandispanyayı 2 kata ayırdım.

Bu pandispanya kendinden nemli ve yumuşacık olmasına rağmen ben sadece taban katını 1 bardaktan 1 parmak kadar eksik soğuk süt ile ıslattım..

Ara krema ve pastayı sıvamak için 3 paket Cappucinolu Creme'Ole yi 6,5 su bardağı soğuk sütle hazırlayıp kullandım..

Kakaolu ıslak pandispanya ile Cappucinolu Creme'Ole birleşip pasta oluştuğunda , başka herhangi bir aromaya " meyve , parça çikolata gibi " ihtiyacı olmayacak kadar enfes bir lezzet ortaya çıkıyor..

Son aşama olarak , resimlerden bakarak kaplamasını ve şekillendirmesini tamamlayarak , ertesi gün kutlanacak doğumgününe kadar pastayı BUZDOLABINDA muhafaza ettim.



İftar yemeği sonrası mumları üflenen pasta , Arda'nın " Anne kesmeyelim böyle kalsın yütfen " demesi üzerine kendisinden gizli kesilerek ikram edildi ve herkesten tam not aldı..

İftar sofrası ile ilgili çok orjinal görüntülerim yok ama fikir olması açısından belki ilerleyen günlerde ayrıca paylaşabilirim zira bu tarif çok uzun oldu ve çok vaktimi aldı..

Herkese keyifli bir hafta diliyorum...


****
***
**
*

15 Eylül 2008 Pazartesi

CHEESECAKE TABANLI SAKIZLI MUHALLEBİ


Damak arar durur değişik lezzetler...Tarif defterleri kafi gelmez o vakit..Tozlu dolap raflarından ele geçenler birleşsin yeni yeni lezzetler çıksın ortaya diye onla bu , bunla şu konfigre edilir hayal meyal , dil şööyylee bir damakta dolanır sanki hayal meyal tadı alacakmış gibi...

Zira beyinde uçuşan fikirlere beden hükmedemez..Tencereler tavalar anca harmanlar karışımları...

2 paket Eti Burçak bisküvi çekilir rondoda sıcak kumlar misali , erimiş margarinle toparlanırda yayılır borcama..

2 paket Dr.Oetker Sakızlı Muhallebi paketteki tarife uyar halde pişirilir de boca edilir borcamdaki bisküvilerin üstüne..

Zaman dolapta bekleme zamanıdır ki geçmek bilmez o vakit eğer akla düşmüşse tadı meraktan öte..

Soğurda tatlı iftar vaktine amma çıplak kalmasın diye vişne reçelinin suyuyla giydirilir hafiften , tadına yaraşır göze gelsin diye....

Resmetmeden duramaz da Purço , eli titrer nazar değmesin diye gecenin puslu karanlığında...

****
***
**
*

09 Eylül 2008 Salı

LABNELİ VE PORTAKAL SULU KEK



Yıllar önce , adını hatırlayamadığım bir gazete ile hediye edilen " TATLIM " adlı tarif kitabı , " bazı tariflerde , yazılan tarifle yazılan malzemeler birbirini tutmadığı , malzeme listesinde krema yazmazken tarifte krema ekleyin dediği gibi garip ve birçok yanlışlar bulunduğu için " diğer tarif kitaplarımın ve dosyalarımın arasında en altlarda durur...

Arada bir değişik birşey yapmak isteyip , karar vermeye çalışırken hep elimde bu kitabı bulurum..Bir iki başarılı tarif de denemişliğim var bu kitaptan..

Bu enfes , portakal sulu ve labneli kekte bu kitaptan çıktı bir iki ufak değişiklikle..

Mesela bu tarifte de un miktarı yazmıyordu hatta malzeme listesinde un hiç bulunmuyordu ama daha önce bir çok kez kek yapanlar için miktarı dengelemek çokta zor değil..

Tarifin aslı limon suyu ve kabuğuyla yapılıyor..

Portakal suyunun labneye daha çok yakışacağını düşündüğüm için ben taze portakal suyu kullandım..

Hafif nemli ve revaniyi andıran , üzerine nutella sürülerekte :) çok büyük keyifle tüketilen ve tatlı ama hafif mayhoş çok lezzetli bir kek çıktı inanmadığım bu kitaptan...Mübarekler baskıya yetiştirmek için çok acele etmişler sanırsam : )



MALZEMELER ;

250 gr margarin - erimiş

1 kutu labne peyniri

4 su bardağı + 1 yemek kaşığı toz şeker

5 yumurta

1 paket vanilya

1 paket karbonat

2 adet portakalın suyu

3 su bardağı un

1 tutam tuz

***

Erimiş margarin ve labne peyniri mikserle krema kıvamına gelene kadar çırpıyoruz.

Yumurtaları teker teker ekleyerek çırpmaya devam ediyoruz.

Toz şeker , vanilya , karbonat , portakal suyu , un ve tuzu ilave edip homojen bir karışım elde edene kadar çırpıyoruz.

Yağlanmış kek kalıbına aldığımız karışımı , önceden ısıtılmış 180 derece fırında 35-40 dakika kürdan testini geçene kadar pişiriyoruz..


ÖNEMLİ NOT ;


Tarif kalabalık ikramlar için çok uygun , fakat standart kek kalıplarına bu karışım çok fazla geliyor..

Karışımı iki ayrı kalıpta yada büyük bir borcamda tek seferde pişirebilirsiniz.

***
**
*


01 Eylül 2008 Pazartesi

TARÇINLI ZENCEFİLLİ KURABİYE


Efenimmmmmm !!! Bu haftanın tarifi afilli Arda paşa kurabiyeleri...

Tarif kitaplarını beraber karıştırıyoruz , haftasonu tariflerini beraber seçiyoruz , paşanın canı ne çekiyorsa onu yapıyoruz..

Mikserin ve tel çırpıcının yeni şefi kendileri.Mikser yada tel çırpıcı ortaya çıktığında ;

" Yüüütfen anne ben yapıyım , gözünü seviyim " diyen bu velete gelde hayır de..

Lafı fazla uzatmadan ve nereye nasıl bağlayacağım karmaşasına girmeden geçelim tarife ; tarifin muhteviyatı gereği görülen o ki genelde kurabiye yapımında kullandığımız 250 gr. oda sıcaklığında margarin olmazsa olmaz değilmiş.

Eeee o an aklımıza kurabiye düştü , oda sıcaklığına varmış margarinde yok ; o margarin eritiliverekte kullanabiliyormuş..

Olur mu olmaz mı derken , oluverdi vesselam ..........


MALZEMELER ;

1 yumurta
1 su bardağı toz şeker
250 gr. erimiş margarin
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
3,5 su bardağı un
1 tatlı kaşığı tarçın
1 tatlı kaşığı zencefil


Toz şeker ve yumurtayı mikserle çırpıp üzerine erimiş sıcak margarini ve vanilyayı ekleyerek , şeker eriyene kadar çırpmaya devam ediyoruz.

Diğer malzemeleri de ilave ederek elle yoğurmaya başladığımız hamurumuzu toparladıktan sonra 15 dakika kadar buzdolabında dinlendiriyoruz.

Unlanmış tezgahta merdane yardımı ile açtığımız hamuru istediğimiz kalıpla şekillendirerek , önceden ısıtılmış 180 derecede 10-15 dakika , üzeri kızarmadan pişiriyoruz.




Bu arada beni en az eskisi kadar heyecanlandıran bir mevzuya değinmeden geçemeyeceğim , yeniden kitap okumaya başladım..

İçsesim ruhikizimin tavsiyesi üzerine ; Murathan Mungan'nın Kadından Kentlerinin içinde buldum kendimi..

Paşam uyur uyumaz kendimi balkona atıyorum , aynı genç kızlığımdaki gibi o büyük heyecanla kitabımın yanında kendi kendine sönen sigaramla öyle bir büyüye kapılıp sayfalarda kayboluyorum ki ; çok ama çok özlemişim bu duyguyu..

Demem o ki ; evlendikten hatta çoluk çocuk sahibi olduktan sonra kitap aşkını rafa kaldıranlara duyurulur , eminim akşamları en az 30 dakika okuduğumuz hayal kokan bir kitap şimdiye kadar aldığınız alacağınız en iyi terapi olacaktır..